You are here

"OKU, kendini tanımak için oku!"

e-Posta Yazdır PDF

"OKU, kendini tanımak için oku!"

      Prof. Dr. Faris KAYA

          İnsanı hayvandan ayıran en önemli vasfı ilim öğrenme özelliÄŸidir. DiÄŸer bir deyimle ilim öğrenme mecburiyetidir.

İnsan dokuz aylık bir beklemeden sonra tamamen cahil ve etrafına yabancı olarak dünyaya gelir. Güçlükle annesi tarafından emzirilir.
 Ä°ki sende ancak ayaÄŸa kalkabilir. On beÅŸ-yirmi senede ancak iyi ile kötüyü , menfaat ile zararı fark edebilir. Hep çevresinin yardımıyla korunur, destek görür, hayata alıştırılır. Kısacası insan ölünceye kadar öğrenmeye muhtaçtır.

Hayvan ise çok farklıdır. İnsanın yirmi sende edinemediği mahareti arı gibi, ördek gibi bir hayvan henüz yumurtadan çıkar çıkmaz başarır.
         Mesela, yumurtadan yeni çıkmış bir arı yavrusu 20-30 km uzaklara giderek, daha önce hiç yapmadığı iÅŸi yapar peteÄŸi için gerekli çiçek tozunu alır gelir. Hiç yolunu ÅŸaşırmaz. Kırk senelik bir ustalıkla, zor hava ÅŸartlarında bile yolunu ÅŸaşırmadan, peteÄŸini bulur.
         PeteÄŸinden ayrılırken çiçeklerin bulunduÄŸu yerlerin koordinatlarını kırk yıllık bir haritacı gibi ÅŸaşırmadan bulur. Aynı baÅŸarıyı geri gelirken de yapar. PeteÄŸini yaparken , içini besin deÄŸeri en yüksek bir madde ile doldururken sergilemiÅŸ olduÄŸu ustalık hiç de öğrenilecek bir iÅŸ deÄŸildir. Yine ördek gibi, balık gibi, kurbaÄŸa gibi bir hayvan henüz dünyaya gelir gelmez suya dalar kırk yıllık bir dalgıç gibi yüzer.
         Åžu halde denilebilir ki , insan bu dünyaya öğrenmek için, ilim tahsil etmek için gelir. İnsanın esas görevi ilimle yükselmek, olaylar arasında baÄŸ kurmaktır. Ve insanın en önemli iÅŸi de, ilimle kendisini tanımasıdır.
         Okumanın ve ilimin önemi, bundan 1400 sene önce gelen bir emirle insanlığın kulağında çınlamıştı. Evet, Allah’ın Peygamberimize(a.s.m.) ilk emri “OKU” dur. Hiç şüphesiz bu emir onun ÅŸahsında hepimizedir. Acaba okumanın ve ilmin insanlık için önemini “Hiç bilenlerle, bilmeyenler bir olur mu?” ayetinden daha iyi tarif eden bir söz var mı?
        
Şair ne güzel söylemiş;
         İlim ilim bilmektir .
         İlim kendini bilmektir .
         Sen kendini bilmezsen
         Bu nice okumaktır .
 
         İlmin insanın ayrılmaz bir parçası olduÄŸu, doÄŸu ve batı toplumlarınca tartışmasız kabul edilmiÅŸ durumdadır. Ancak ne var ki, “Nasıl bir ilim?” sorusu hala cevap beklemektedir. İlim bir gayemidir? Yoksa bir sebep midir? İlim elde edilince her ÅŸey hallolmuÅŸ sayılır mı? İlmi bakımdan geliÅŸmiÅŸ toplumlar bütün meselelerini çözmüş sayılır mı?
         Tarihi seyri itibariyle insanlık çok sıkıntılar çekmiÅŸ. TaÅŸ devri, maden devri derken, ÅŸehirleÅŸme, sanayileÅŸme ve bugün nükleer çağı da geride bırakarak bilgi çağına eriÅŸmiÅŸ durumda. Kimilerine göre bu durum gurur duyulacak bir seviyedir. Ancak tarihi olaylar bize göstermiÅŸtir ki, önemli olan ilimde ulaşılan seviyeden çok, ilmin hangi maksatla kullanıldığıdır. Hatta ikincisi birincisinden daha önemlidir. Belki biraz karamsar gelecek ama, insanlar atomu parçaladılar da ne oldu? İlk uygulama olarak atom bombasını yaptılar. HiroÅŸima ve Nagazaki’de binlerce insan öldü. O günden bugüne ölümü hasretle arayan sakatlar ve sakat doÄŸan çocuklar…Yine, en canlı örneÄŸi Çernobil faciası, bir kaza olarak sebep olduÄŸu felaket. Demek ki, ilim iki tarafı keskin bir kılıca benziyor. Cehalet kötü, belki insanlık için en kötü bir hal cehalettir. Ancak kötüye kullanılan ilmin cehaletten daha az zararlı olduÄŸunu kim iddia edebilir?
         İlim ile okur-yazarlık birbirinden farklı ÅŸeylerdir. Bazen ilim kötüye kullanıldığında insanı cahil bir insandan daha vahÅŸi yapabilir. Acaba, Sırp sırtlanlarının Bosna Hersek’teki tarihin en karanlık dönemlerinde bile eÅŸine rastlanmamış vahÅŸetine seyirci kalan, Irak’ta sivil halkın üzerine ileri teknoloji ürünü bomba ve füzeleri yaÄŸdırarak yüzbinlerce sivili öldüren sözde medeni ülkelerin durumu bunun en canlı örneÄŸi deÄŸimlidir?
         Esasen, ilim bir vesile, bir sebep olmalıdır. Bir hedef deÄŸil…
         Ä°nsanlığı, huzura, sükuna, barışa ve saadete götüren bir sebep olmalıdır ilim…İlim insanı yüceltmelidir. İlim insanı vahÅŸi ve hırçın olan hayvani duygulardan arındırıp gerçek bir insan yapmalıdır. İlim, maddesiyle manasıyla kainatın yaratılış sırlarını çözmelidir. 1400 sene önceki oku emrinin gereklerini ruhunda taşımalıdır. İlimde bir gaye, bir hedef olmalıdır. Ta ki insanlar kendilerini ve kainatı tanısınlar, bilsinler. Yaratılış sırlarını çözsünler ve ÅŸu sorulara cevaplar bulsunlar:
         Nerden geliyoruz?
         Nereye gidiyoruz?
         Bizi buraya kim gönderdi?
         Bizden istekleri nelerdir o gönderenin?
         Maneviyattan mahrum, sırf maddi bilgiler yığını olan hedefsiz ve gayesiz bir ilim, insanı egosunun etrafında zamanla bir canavara dönüştürür. Her ÅŸeyi menfaatte arayan, haklılığa deÄŸil, kuvvete dayanan ruhsuz materyalist eÄŸitim ve onun sonucu olan bilim zamanla bu insan cücelerini devleÅŸtirir, vampirleÅŸtirir, canavarlaÅŸtırır.
         Bu anlayışa göre hayatta,
·        İnsan kuvvetli ve güçlü olmalı
·        Her ÅŸeyde maksadı, menfaat olmalı
·        Hep mücadele etmeli
·        Bol bol yemeli, içmeli, eÄŸlenmeli, şöhret kazanarak baÅŸkalarını sömürmeli gibi düşünceler öne geçer.
         İşte bu anlayışla insanlığın huzuru kaçmış ve periÅŸan olmuÅŸtur.
         Hz. Peygamber (a.s.m.) “Oku” emrine muhatap olunca biraz korku, biraz heyecan, biraz da ürkek bir sesle, “ben okuma bilmem ki, nasıl okuyayım?” diye mukabele eder.
         Gelen ikinci emir hükmündeki cevap çok enteresandır. “Oku, seni yaratan yüce Rabbinin adıyla oku.”
        Ben burada haddimi aÅŸarak diyorum ki bu cevabın altında yatan ÅŸu manalar sayılabilir.
        “Oku, Allah’ı tanımak için oku!”
        “Oku, Allah’ın rızasını kazanmak için oku!”
        “Oku, kendini tanımak için oku!”
        “Oku, nereden gelip, nereye gittiÄŸini, seni buraya kimin getirdiÄŸini bilmek için oku!”
        “Oku, bu hayattaki görevlerini bilmek için oku!”
        “Oku, insanlığa faydalı olmak için oku!”
        “Oku, dünyayı ve içindekileri vahÅŸetten kurtarmak için oku!”
        Kısacası “fani olan dünya hayatını, ebedi olan ahiret hayatına tarla yapmak için oku.”
         O ve onun etrafındakiler iÅŸte böylece okumaya baÅŸladılar. Yirmi üç sene boyunca hem gelen Kur’ân ayetlerini okudular, hem de kainat kitabını okudular. Nihayet her ÅŸeyi onun adıyla okudular.
         “Oku” emri geleli henüz birkaç sene olmuÅŸtu ki, kendi öz çocuklarını kız oldukları için diri diri topraÄŸa gömenler, artık yürürken yerdeki karıncalara basmaktan korkar olmuÅŸtu. Velhasıl kurtlar koyunlara çobanlık eder olmuÅŸtu. Bir taraftan toplum manevi ilimlerle olgunlaşırken, bir taraftan da fizik, kimya, biyoloji, tıp, astronomi, matematik gibi fen bilimlerinde büyük mesafeler alınıyordu. Derken insanı insan yapan manevi ilimlerle fen ilimleri aynı okullarda okutuluyor; bugünkü ilmin temelleri o gün atılıyordu.
          Ne mutlu bu alemde ilim ve dua vasıtasıyla geliÅŸebilen ve ilerleyebilenlere!!!

 internet kitapçınız kitapyurdu.com'dan binlerce kitaba ulaÅŸabilirsiniz.

 

www.kitapyurdu.com derneÄŸimizin internet satış ortağıdır.Lütfen kitap sipariÅŸlerinizi yukarıdaki reklama tıklayarak yapın. GösterdiÄŸiniz duyarlılığa ÅŸimdiden teÅŸekkür ederiz. 

Son Güncelleme: Cumartesi, 05 Haziran 2010 13:30
Joomlart